gezenayaklar-ust-banner-

Mart 2016

Bir grup blogger geçtiğimiz hafta sonu Hatay’ı yemeye gittik. Yanlış anlaşılma olmasın, turistik gezi amaçlı değil, sahiden yeme amaçlı gittik ve bu lezzetli maceramızı sizlerle hemen paylaşmak istedik.

Uçak rezervasyonumuzu günün ilk uçağına yaptırmıştık, sabah yedi buçuk civarı Antakya’ya ulaşmış olmamız eksiksiz ve keyifli bir kahvaltı sofrasında uzun vakit geçirebilmemiz açısından iyi oldu. Gül Turizm’den Levent bizi alanda karşıladı ve ilk durağımız olan Yağmur Restaurant Hammuş’un Yeri’ne gittik. Döver köyündeki Hammuş’un yerinin ilk müşterileri bizdik ve çok açtık. Masaya oturmamızla, masanın enfes çeşitlerle donatılması bir oldu. Peynir çeşitleri, reçel çeşitleri, katıklı ekmekler, omlet, patates kızartması, zeytin salatası, zahter ve daha bir çok leziz şey masamızdaydı ve biz hepsinin tadına bakamadık bile. Hatice Hanım mekanın 3. nesil işletmecisiymiş, inanılmaz bir misafirperverlikle ağırladılar bizi. Bu aşırı zengin kahvaltının kişi başı fiyatı sadece 20 lira. Tüm çalışanlarının bir dediğinizi iki etmemesi, üzerinize titremesi, isteseniz kollarını bile servis edebilecek kadar zengin gönüllü olmaları ise bedava. Bu şahane kahvaltı ile hem gözümüz doydu, hem sabah erkenden karnımızı tıka basa doldurmuş olduk. Oysaki ara öğün olarak künefe hayallerimiz vardı, ama yiyemeyeceğimizi anlayınca Samandağ turuna çıkmaya karar verdik. Hatay’ı yemeye gidiyoruz sloganı ile çıktığımız yolda ilk durağımızda şişmiş olmamız kafamızda “bu düşük performansla her şeyi nasıl yeriz” sorularına yol açtıysa da muhteşem Hatay’ı gezip görmemiz için güzel bir vesile oldu.

12803049_10153632934312955_8649692058381079881_n

20160311_095556

Hamuş’un Yeri’nin dibindeki tarihi ağacın altında fotoğraf çekildikten sonra Levent bizi önce Harbiye’ye götürdü, oradan şahane defne sabunlarımızı ve defne yağlarımızı aldıktan sonra hayatımda gördüğüm en tatlı köylerden Vakıflı köyüne gittik. Vakıflı köyü Türkiye’nin tek Ermeni köyü. Köyün içinde bir kilise var, bu kilisede kadın kollarının yaptığı ürünleri satış mağazası var. Reçeller, likörler, zeytinler, sabunlar.. Ben ilk kez tadına baktığım fulya likörü aldım buradan, kahvemle harika dost oldular.

IMG_20160311_120418

Vakıflı köyünden Hıdırbey köyüne doğru yola çıktık. Ortasından dere geçen bu köy de çok güzeldi. Zaten Hatay’da çirkin hiç bir şey göremedik açıkçası, meğer ne güzel memleketmiş. Hıdırbey köyünü ziyaret etme nedenimiz Musa Ağacı’nı görmekti. Hemen dere kenarında bulunan heybetli bir çınar ağacı bu. Musa Ağacı ile ilgili mitolojik hikâye şöyle; Hz Hızır ile Hz. Musa’nın Samandağ buluşmasından sonra Hz. Musa, Musa Dağı’na çıkmak üzere yola çıkar. Hıdırbey köyündeki Musa Ağacı’nın bulunduğu yere geldiğinde çok susar. Bastonunu bu ağacın bulunduğu yere sapladıktan sonra, hemen yanındaki dereye su içmeye gider. Su içip döndüğünde ise, yere diktiği bastonunun bir çınar filizi haline geldiğini ve yeşerdiğini görür. İçinde kocaman oyuk olan bu ağacın yaklaşık 1200 yaşında olduğu tahmin ediliyor. Çok enteresan bir bilgi olarak bu ağacın içinde daha önce berber dükkanı işletildiğini öğrendik.

Portakal ağaçları ile dolu yollarda devam ederek Samandağ’ın Çevlik köyüne ulaştık. Burada Titüs Tünelini ve kaya mezarları dolaştık. Şehri sel baskınından ve limanın selle dolmasından korumak için yapılmış bu tünel. Tünelin deniz tarafındaki girişine göre sağda bulunan mağaralara oyulmuş kaya mezarlar var. Bu mezarların en ilgi çekeni çukurun tabanındaki geniş mağara. Diğerlerinden daha farklı ve yüksek yapılmış mezar nedeniyle burası Beşikli Mağara diye anılıyor.

20160311_122717

Bu gezilerle öyle uzun bir seyahat molası vermiş olduk ki, hızla İskenderun’a gidip hemen kendimizi Mavi Köşe Döner’e attık. Burası çok tavsiye edilmişti bize ama açıkçası çok umduğum gibi değildi. Ben umduğumu meşhur Petek Pastanesi’nde buldum. Enfes tatlılarla dolu bir pastane; bir arkadaşımın da dediği gibi yemediğim her tatlı aklımda kaldı. Herkes kendisini burada künefeye gömdü ama ben özel petek baklavası ve özel petek kadayıfının tadına bakmadan buradan ayrılırsam ölebilirdim, öleyim istemedim 🙂

Antakya’ya dönüş yolunda Belen’de meşhur Kurtoğlu’nda belen tava molası verdik, çünkü Belen’e kadar gelip belen tavası yemeseydik kahrolurduk 🙂 Koskoca Belen tavaya on beş lira verince İstanbul’da et yemeklerine harcadığımız paralara biraz ağladık.

20160311_170529

Bu arada Otelimizden bahsetmeden geçmeyeceğim tabii.  Antakya’nin en güzel oteli Savon’da kaldık, muhteşem bir avluyu çevreleyen Antakya mimarisine özgü “U” şeklinde binalardan oluşan otel hem çok şık hem de sahiden çok konforluydu. Burası eskiden sabun ve zeytinyağı fabrikasıymış ama değerlendirip güzel bir turizm yatırımı yapmışlar. Otelin avlusundan iceri girince farkediyorum ki her köşede özenle hazırlanmış konforlu oturma grupları, hepsi birbirinden şık…savon_savovo_hotel

Odalarımız son derece konforlu, geniş ve kullanışlıydı, keske bu tatilimiz biraz daha uzun olsaydı da otelimizin tadını daha çok çıkartabilseydik.

savon_od_kopya_hotel

Otelimiz Savon’a vardığımızda günün tüm yorgunluğunu bizi kucaklayan yataklarımızda birer saat dinlenerek atıp akşam yemeğine, yürüme mesafesinde olan Sveyka Restaurant’a gittik. Tüm yöresel yemekleri denemeye karar verdik. Sunuma mezelerle başlıyorlar, ara sıcaklar ve ana yemeklerle devam ediyorlar. Ancak biz ana yemekleri deneyemeden pes ettik. Sadece vişneli kebaptan birer parça yiyebildik, yerken neredeyse ruhumuzu teslim ediyorduk. Bu arada Antakya’nın en güzel humusunu da burada yedik, çünkü humuslarını meşhur humusçu İbrahim Usta’dan alıyorlar. Burada tadına bakınca ertesi gün İbrahim Usta’ya gidip kilolarca humus aldık, hepimizin buzlukları humuslu ve mutlu 🙂 Neyse efendim, Sveyka’da gördüğünüz bu zengin masa ve rakı ile beraber kişi başı elli beş lira ödedik, fiyatlar sahiden inanılmaz değil mi?

20160312_120224 IMG_20160311_211856

Savon Otel’e geri döndüğümüzde, otel barında gece devam ediyordu. Hava çok güzeldi ve avluda bir gece partisine katılma fikri hepimizin hoşuna gitti. Geceyi burada noktalayıp sabaha sanki günlerdir aç kalmışız gibi uyandık.

Otelin kahvaltı büfesi Antakya’ya ait yöresel tatlarla oldukça zengin. Bir önceki gün kahvaltıda yediğimiz her şeyi otelde de bulunca çok sevindik. Katıklı ekmeklere, Antakya simitlerine dayadık Antakya peynirini, zeytinini yedik te yedik.. Herkes birbirini sürekli “bak az ye, daha yiyeceğiz” diye uyarsa da kimsenin ağzı hiç boş kalmadı.

1915755_10153632932707955_5518372852690789164_n

Kahvaltıdan sonra Antakya’yı keşfetmeye çıktık. İlk durağımız Uzun Çarşı oldu.. Burada seyyar tatlıcılardan biraz sebeplendikten sonra fırından taze çıkmış poğaçaların tadına baktık.. Daha poğaçalar midemize ulaşmamıştı ki o efsanevi yere, Pöç Kasabı’na ulaştık. Çölün ortasında bir vaha gibiydi Pöç Kasabı. Çarşı içinde salaş görünümlü bir kasap, etleri geçip biraz ilerledikçe sizi kat kat güzel bir mekan karşılıyor. Burada da tepsi kebabı ve kağıt kebabı yedik. Grup tepsi kebabı severler ve kağıt kebabı severler olarak ikiye ayrıldı, yaşasın kağıt kebabı!.

IMG_20160313_122055

Uzun Çarşı’da biraz dolaşıp alışveriş yapacağımız yerleri belirledikten sonra Çınaraltı Künefe Yusuf Usta’ya giderek kaybettiğimiz enerjiyi geri kazanmaya çalıştık. Benim hayatımda yediğim en güzel künefe kesinlikle burasıydı. Petek Pastanesinin ve Konak’ın künefesi de çok beğenildi ama ben hala Yusuf Usta’dan yediğim künefeyi aklımdan çıkaramıyorum.

12821510_10153632931812955_5591129018520708623_n

Uzun çarşı gezimiz alışverişle devam etti. Yediğimiz her şeyden almaya çalıştık. Zeytin, salça, biber, peynir, künefe, zahter.. o kadar çok aldık ki Antakya bavullarımıza sığmadı, ellerimizde kaldı 🙂 Uzun Çarşı’nın otele yakın olması harika oldu, aldıklarımızı otele bırakıp hemen öğle yemeğimiz için Sultan Sofrası’nın yolunu tuttuk. Burada da Hatay’ın yöresel yemeklerinden yedik. Antakya benim için oruk oldu aslında, bizim içli köfte dediğimize onlar oruk diyorlar ve fena halde güzel yapıyorlar.

IMG_20160312_161131

1977279_10153632931502955_5072139173205328039_n

Buradan çıktıktan sonra eski Antep Evlerinin olduğu sokakları dolaştık. Dehliz görüntüsü ile, ortasından su oluğu geçen bu daracık sokaklarda kendinizi farklı bir dünyada gibi hissedebiliyorsunuz. Kendine özgü mimarisi ile sokakların iki tarafı da taş binalar ile sıralı, ancak biz bu binaları hiç göremiyoruz, sokağa bakan kapılar her evin geniş avlularına açılıyor.

IMG_20160313_171243

Antakya mimarisi ve lezzetleri ile olduğundan daha fazla aslında kültürü ve medeniyeti ile öne çıkmalı bence. Alevisi, Arabı, yahudisi, hristiyanı, ermenisi, sunnisi, Türkü… Her dinden, her mezhepten insan birbirleriyle saygı ve hoşgörü içinde bir arada yaşıyorlar. Havra, kilise ve cami sokaklarda neredeyse bir arada. Türkiye farklı kültürlerin beşiği gibi olsa da bir arada barış içinde yaşama konusunda maalesef oldukça zayıfız ve Hatay bize kesinlikle insanlık dersi vermeli.

Peki yeme maceralarımız bununla kaldı mı.. tabi ki hayır. Akşam yemeğinden önce o çok ünlü Affan Kahvesine gidip Haytalı yedik. Adana ‘da bici bici olarak tanınan görüntüsü çok tatlı olan bu tatlı Antakya’da dondurma ilavesi ile karşımıza Haytalı olarak çıktı. Belki çok sıcak memleketler olduğu için sevilerek yeniyor buralarda ama açıkçası ben bici biciyi de sevmemiştim. Fakat Affan Kahvesi’ne gidin, çok çok güzel bir yer. Ben sevmedim ama ikişer tane yiyenler oldu aramızda, yani aslında çok tutulan bir seçenek. Bakmayın siz benim zevksizliğime 😉

20160312_173122

Gece son uçakla dönecek olmamızın bize verdiği avantaj ile son yemeğimizi Konak Restaurant’ta yedik. Burası gittiğimiz mekanların içinde en şık olanıydı ve şıklık lezzetlerin standart olacağı, daha düşük olabileceği duygusu uyandırmış olsa da yediğimiz her şey inanılmaz güzeldi. Zaten gittiğimizde hiç boşta masa yoktu, bize zar zor bir yer açabildiler. Bizim için gala yemeği gibi bir akşam yemeği oldu ve herşeyden çok memnun kaldık.  İstanbul cehennemine dönemden önce son künefelerimizi de burada yedik ve daha önce de yazdığım gibi içimizden bazı arkadaşlar en çok buranın künefesini başarılı buldular.

IMG_20160312_194803

Dolu dolu iki tam gün Hatay’ı gezmemize yetmedi. Hatay hem çok güzeli, hem de görülmesi gereken yerler açısından çok zengin. Zaten tadı da damağımızda kaldı, yemelere doyamadık. Tez vakitte tekrar planlar yapılacak, yeniden yola çıkılacak.

Ahu Ayaşlılar NEKİZ

Yorum Yazın

Email adresiniz yayınlanmayacak.