gezenayaklar-ust-banner-

Masalllardan fırlamış gibi bir şehir Prag. Kuleleri, şatoları, rengarenk sokakları ve ihtişamlı yapıları ile adeta bir açıkhava müzesi. Ortaçağın en güzel izlerini hala taşıyan sokaklarında gezerken bana kendimi film setinde hissettiren bu şehri o kadar sevdim ki, 4 gün de kendimi Praglı gibi  hissetmeye başladım. Tabii bunda seyahatimde otelde değil de, çok sevdiğim dostum @kuklasureyya’nın evinde kalmamın da etkisi vardır eminim. 3 ay önce iş nedeni ile Prag’a yerleşen sevgili Kukla Süreyya 3 ay içinde Prag’ı ve Praglıları öyle güzel tanımış ki bize şehri çok iyi gezdirdi. Şimdi sıra bende, işte benim gözümden Prag;

Başta da dediğim gibi ortaçağ filmi seti gibi bir şehir Prag, hal böyle olunca insanların da bu fona uygun şıkır şıkır geziyor olmasını bekliyor sunuz. Ama bunun tam aksine halk, günlük hayatta inanılmaz rahat giyiniyor. Zaten topuklu ayakkabı giymek neredeyse imkansız. Sokakların tamamı Arnavut kaldırımından oluşuyor. Şehirde trafiğe dair hiçbir sıkıntı yok metro sistemi çok donanımlı. Halk ya yürüyor, ya da metro ve otobüs kullanıyor. Sokaklar huzurlu, sessiz, düzenli. Metro için günlük veya 2-3 günlük ekonomik kullanımlık paketler mevcut.

Bir çok Avrupa kentinde olduğu gibi restoranlara hatta birahanelere, hamburgercilere bile rezervasyonsuz giremiyorsunuz. Şehrin belli noktalarında hayat akşam 21.00 gibi duruyorsa da, sabahlara kadar Prag gece hayatının sürdüğü gece klüpleri de mevcut. Benim seyahatim Christmas dönemine denk geldiği için şehrin en ihtişamlı haline şahit oldum. Adım başı kurulmuş Christmas Marketler, ışıl ışıl sokaklar  ve tabi yeni yıl dolayısı ile geceleri görsel bir showa dönüşen oldtown meydanı. Gerçi Prag’da christmas dönemi dışında da bu meydanda ve sokaklarda her daim bir festival havası yaşanıyormuş. Sokaklarda show yapan sokak göstericilerinden ilginç showlar izlemek mümkün. Bu showlar sırasında kalabalık bir kesim durup hayranlıkla showları izlerken çantaları yankesicilerden korumak gerekiyor. 

Prag’a gittiğinizde görmeden,  dönmemeniz gereken yerleri ve yemeden  kısaca yazmak istiyorum;

KARL KÖPRÜSÜ

Şehrin simgesi haline gelen köprü Kral IV. Karl döneminde yapılmış. Vlatava Nehri’nin üzerinde konumlanmış köprünün girişinde bulunan ihtişamlı kulenin kapısından geçerek  ayak basıyor hergün yüzlerce kişi bu köprüye. Köprünün üzerinde orjinalleri ulusal Galeri’de koruma altında bulunan 30 heykelin replikaları bulunuyor. Şehrin en güzel köşelerine nehrin tam üstünden bakabileceğiniz bu köprüde inanılmaz güzel fotoğraf kareleri yakalayabiliyorsunuz.

ASTRONOMİK SAAT KULESİ

Şehrin bir başka simgesi astronomik saat kulesi, bir efsaneye göre bu saati 15. Yy.da yapan Hanus’un yaptığı bu saat çok beğenilir, ve saatin sırrını öğrenmeye çalışırlar, Hannus’ta bu sırrı saklar. Ancak o dönemin şehir yönetimi bu güzel saatin sadece kendilerinde olduğundan emin olmak isterler ve sırrı vermeyen Hanus’un bu saati başka yerde yapmaması için gözlerini kör eder. Hanus’ta öç almak için saate ciddi bir zarar verir ve saat bir daha asla tamir edilmez. Prag hükümeti ise bu saati zamanla turistik bir showa çevirmek için Astronomik saat olarak düzenler. Saatin üzerine tahtadan havari figürleri yaparlar ve bu figürler her saat başı pencerede görünüp, hareket etmeye başlarlar. Bu figürlerin her birinin anlamı da farklı.

Elinde ayna olan figür; kibir ve kendini beğenmeyi

Elinde altın kesesi tutan Yahudi; açgözlülük ve faizciliği

İskelet; gelen ölümü

Mandolin Çalan Osmanlı; keyif ve eğlenceyi simgeler.

Ayrıca kulenin tüm şehri 360 derece görebilen gözlem katına da çıkmanızı tavsiye ederim.

ESKİ KENT MEYDANI

Ortaçağda da şimdi ki gibi eski kent meydanları halkın kalabalık olarak toplanıp vakit geçirdiği yerlerdir. Özellikle Christmas ve bayram dönemlerinde en yoğun kutlamaların olduğu, süslemelerin yapıldığı bu meydanın girişinde Astronomik Saat Kulesi ve Karl Köprüsü de olduğundan çok yoğun ilgi görüyor. Özellikle benim gibi  Christmas’da Prag’daysanız çok şanslısınız. Bu ihtişamlı ağacın çevresinde kurulan christmas marketlerde satılan sokak lezzetlerinden tadıp, sıcak şarabınızı içebilirsiniz.

PETRIN GÖZLEM KULESİ

Kulenin tepesi, Prag’ı en yüksekten izleyebileceğiniz noktalardan biri. Kule aslında sadece 63,5 metre yüksekliğinde. Ama Petrin Tepesi’nin 327 metre yüksekliğiyle birleştiği için, çok daha yüksek oluyor. Bu tepeye merdivenlerden çıkarak yürüyerek de çıkılıyormuş, ama tabii ben bu seçeneği asla düşünmedim ve teleferik dedikleri araç ile (aslında bizim finüküler ile aynı araç) çıktım. Teleferik 20 dakikada bir kalkıyor. Beklemeye değer. Çünkü Prag’ın en yüksek noktası ve tüm şehre tepeden bakan kulenin en yüksek noktası gerçekten muhteşem bir Prag manzarasına sahip. Teleferik sizi kulenin dibine kadar götürüyor aslında oradan da bir asansör ile veya kulenin çevresini saran açık merdivenle 300 basamak çıkabilirsiniz. Asansör için de az da olsa bir para vermeniz gerekiyor.
OPERA BİNASI

Prag halkının 18.yy. da tek sosyal aktivitesi olan operalara ev sahipliği yapan opera binası savaşta zarar görünce tadilatını devlet karşılayamamış savaş döneminde oldukları için. Halk o kadar seviyormuş ki opera binasını, gereken parayı kendi aralarında toplamaya karar vermişler ve herkes bu yapı için ne gerekiyorsa maddi anlamda vermeye çalışmış. Toplanan paralar sonrasında tiyatronun inşaatına 1865 yılında başlanılmış ve 1881 yılında da yapı bitirilmiş. Bu sevgi halen devam ediyormuş ve akşamları halk şıkır şıkır giyinip opera izlemeye gidiyormuş. Şehrin en merkezi yerindeki bu görkemli bina bu nedenle çok değerli.

DANS EDEN EV

Bu şahane masal şehiri kaplayan tarihi kuleler ve yapılar arasında tabii modern binalar da var. Hatta öyle modern olan var ki dans bile ediyor. Evet hep resimlerini gördüğüm o Dans Eden Ev’i yakından görmek oldukça heyecan vericiydi. Çekçe adı Tančící Dům olan bu bina, şehir merkezine oldukça yakın, nehir kenarında, Jiráskův Most’un yani Karl Köprüsü’nün yakınında bulunuyor.

Eskiden bu binanın yerinde bulunan yapı, 1945’teki Çek Bombardımanı’nda harap olmuş ve o zamandan beri boş duruyormuş. Yeni binayı ünlü mimar Frank Gehry, Çek mimar Vlado Milunić ile birlikte tasarlamış. 1996 yılında kullanıma açılan bina turistler arasında oldukça popüler. Dans Eden Ev, binanın gerçek ismi değil, şeklinden dolayı binaya verilen takma adı.Binayı  Hollandalı bir sigorta şirketi almış ve kullanıyor bu nedenle içi gezilmiyor. Ama en üst katındaki restoran herkese açık. The Ginger & Fred isimli bu restoranın manzarası nehiri, ünlü Karl Köprüsü‘nü ve Prag Kalesi’ni görüyor.

Ve tabii Prag’da yemeden dönmemeniz gereken lezzetler;

TRDELNİK

Bir efsaneye göre trdelnik kokusu Prag sokaklarına sinmiş ve Prag’ı Prag yapan en önemli detaylardan biri olmuş. Ben ilk gördüğümde kokoreç mi acaba diye yaklaştım ve kokusu ile büyülendim. Tarçın, ceviz, badem ve şekerle hazırlanan bu tatlı, kızgın bir şişe geçirilip odun ateşinde pişiriliyor. Ve kokusu bütün şehre yayılıyor. İçine nutella veya reçel sürülerek yenince tadı daha bir unutulmaz oluyor. En iyisi de sokak satıcılarında. Fiyatı 3 Euro civarı.

DISH FINE BURGER BISTRO

Prag’daki en iyi burger. Mutlaka deneyin. Sosu ayrı güzel, ekmeği ayrı güzel, köftesi ise efsane. Yanında eşlik eden sarmısaklı patates daha bir efsane. Fiyatı yaklaşık olarak 30 TL. Bulmanız kolay olsun diye linki de paylaşayım. 

EVERYDAY

Everyday, Prag’da aslında çok da işlek olmayan bir sokakta ama mutlaka rezervasyonlu gidilmesi gereken bir restoran. Girdiğiniz andan itibaren sizi ruhani simgelerin karşıladığı, hafif loş, kalabalıkça İsa heykellerinin bulunduğu enteresan bir mekan. Mekanın öne çıkan lezzeti ise inanılmaz lezzetli pişirdiği tavşan. Porsiyonu 20 € civarı. Kolay bulmanız için buyrun linki.

PIVOVAR U TRI RUZI

Bira seviyorsanız burayı es geçmeyin. 1500’lü yıllardan bu yana aynı yerde hizmet veren mekan da rezervasyonsuz bir bardak bira dahi içemiyorsunuz. Öyle iyiydi ki biralar paketletip İstanbul’a getirebilirsiniz benim gibi. Biraların fiyatı yaklaşık olarak 10 TL Kolay bulmanız için buyrun linki.

ABSINTHERIE

Gördüğüm en ccol mekanlardan birisi burası. Absinth bildiğiniz gibi alkol oranı %70 olan bir içecek. O nedenle kendisini içmek için belli metodlar uygulamak gerekiyor. Bu nedenle bize servis eden garson da uyardı “super slowly” şeklinde içmemiz gerektiğini söyledi. Hatta bir yudum Absinth, bir yudum su için dedi. bir kadeh fiyatı yaklaşık 22 TL. Prag seyahatinizde mutlaka uğrayınız. Kolay bulmanız için linkini buyrun. 

Prag Hakkında kısa kısa:

  • Havalimanından şehir merkezine 119 numaralı otobüs ile 25 dakikada gelebilirsiniz.
  • Yanınızda boşu boşuna topuklu ayakkabı taşımayın, sokakların neredeyse tamamı Arnavut kaldırımı.
  • Şehirde her yere metro ile ulaşabiliyorsunuz, taksi kullanımı çok az.
  • Dışarıda kahvaltı için fazla seçenek yok.
  • Avrupa’nın en ucuz şehirlerinden birisi.
  • Kendine özgü  Goulash, Svickova ve Trdelnik dışında çok yaygın lezzetleri yok.
  • Prag’dan sevdiklerinize alabileceğiniz hatıra hediyeler; kendilerine özgü renkli metal Prag bardakları, bira bardakları ve özel yapım kuklalar. 

Fotoğrafların tamamı bana aittir, izinsiz kullanılamaz. 

Şubat 2017

Yorum Yazın

Email adresiniz yayınlanmayacak.